Cümlesine yandığım satır, mısrasına kandığım şiir, sözüne
aldandığım şair… Ne varsa süslü püslü, ne varsa derinlerime oynayan selam
olsun, kandığıma da olsun kandırana da. Selam olsun eski sevdalara, yeni
hülyalara selam olsun. Yaşanmamışlara ve hiç yaşanamayacaklara, yaşanmışlara ve
içinde bulunulanlara selam olsun. Hepsi toplanıp türkü olsun Süreyya
Davulcuoğlu’nun duru sesinde; vokalde Kamil Sönmez olsun, sazlarda kim olursa
olsun bu saatten sonra. Bu saatten sonra neşeli ol ki genç kalasın ya da genç
kal ki neşe bulasın.
Mevsim tam da o mevsimdir aslında, sabahına uyandığın şehir
pusludur, sokaklarından yağmur suları akar, yüzünü göstermiştir soğuk,
durağanlaşan hayat ıslanmamak için koşturmaktadır. Mevsim şairin mevsimidir,
yapraklar dökülmüştür, giden gitmiş kalanlar diken üstündedir.
Bakmayın dalgasına denizin, aldanmayın suyunun soğuğuna.
Kenarında âşıkların dolaşmadığı her deniz ölüdür, her kumsal terk edilmiştir.
Şimdi bir iç ses, hatta münasebetsiz bir dış ses nereden
nereye diye geçirecek aklından ya da mırıldanacak sessizce… Nerden başladı
nereye geldi? Hayat işte, başladığı yerde bitmiyor yol, her şey sırayla
yaşanmıyor. Kalabalıkta uyuyup tenhada uyanabiliyorsunuz, gülerken
ağlayabiliyor, severken nefret edebiliyorsunuz. Ben Trabzonluyum oldum olası,
sabahına yağmurla uyandığım günün öğlesi olmadan güneşinde yanmaya alışığım,
birkaç saat sonra yağmur yağacağını bildiğimden ümit de beslemem gelecekten
yana, yağmur yağınca da şükrederim, yağmayınca da. Ben Trabzonluyum oldum
olası, akıllıyım azıcık, çokça kızgınım, kararında serseri, çok zorlanırsam
ağır başlıyım. Trabzonluyum ben oldum olası, gerisinin teferruat olduğunu bildiğimden
olabildiğince mutluyum.




