31 Mart 2012 Cumartesi

KİRAZ HIRSIZI

Yığılır kelimeler, cümleler birikir içimde, konuştuğum rüzgâra dost sustuğum bana, ne yapsam kar etmez vakit geçmiştir. Bir güneş doğar yüzüme, bir ay batar, buluta üflerim en çocuk halimle, en çocuk halime aldırmaz bulut. Yarım kalan bir hikâyenin sararır yaprakları, mevsim bildiğiniz sonbahardır içimde, mevsim kıştır soğuktur yokluk, yokluk birikir içimde cümle cümle, konuşmak akıl karı değildir geçmiştir vakit.
On dördümün yazına dönerim, kirazlar yeni olgunlaşmıştır, abim, ben ve Osman komşunun bahçesinde üç haylaz çocuk, üç küçük hırsız kiraz peşinde. En vurdumduymaz halimi alıp geri dönmek isterim, amaç eğlenmektir kiraz bahane. Ne Osman gelir benimle ne abim, ne de on dördümün çocukluğu. Saatlerce dil dökerim duymazlar beni, ya siz gelin ya beni yanınıza alın derim görmezler çaresizliğimi. Akılları Hasan Amca’dadır, akılları zevkine çalacakları kirazlardadır, değişmezler hiçbir şeye o anı, gelmezler, yanlarına da almazlar beni. Bilirler ben o eski ben değilim ve bilirler benimle gelirseler bozulur büyü. Kelimeler cümle cümle birikir dilimde, susmak zamanıdır, sevgiliyi götüren trenin peşinden bakar gibi bakarım abime, anlar beni, anlar ona kızmadığımı, neden gelmediğini anladığımı anlar. Bir damla yaş akar gözümden, acılarımdan bir damla akar çocukluğumun kiraz hırsızı günlerine, şimdiye ağlarım o günlerde, ben abim ve Osman...
Kara kalemime sığınırım, kâğıdımda en amatör halleriyle dans eder kelimeler, ritim bozuktur, kelimeler eksiktir, cümleler kurallı kuralsız… Bir gün birisine sataşırım, diğer gün aşkla bakarım gidenin ardından. Kural nizam yoktur, ayık değildir kafa yürüyemez çizgiden, bir sağa yalpa yapar bir sola, düşerken kalkar toparlar kendini, bilir yalnız olduğunu, elinden kimsenin tutmayacağını bilir, iyice kavrar kalemi, bir yudum alır soğumuş çayından bir cümle daha kurar derme çatma, bir sevda daha gönderir uzak diyarlara, ne rüzgârı hesaplar ne yağmuru ne karı.
Kiloluk dikmen şişesi varmış mıdır Sedef’e, ada vapuru seferde midir bu saatte, sevgili uykusunun kim bilir kaçıncı deminde.  Kiraz çalan haşarı çocuktan ne kaldıysa elimde, Osman’dan abimden ne kaldıysa, vurup gidenler ne bıraktıysa o adanın peşinde, o vapurda bahar mevsiminde… Birikir kelimeler cümle cümle, konuştuğun rüzgâra dosttur umursamaz kimse, sustuğun sana günah. Kırıp atsan kalemi için sızlamaz, ne yazsan umursamaz hiç kimse.

11 Mart 2012 Pazar

SAVRUK BİR ÖZLEM


Güzel günler göreceğiz demişti ya, yeşil çayırlarda koşacağız özgür olacağız demişti ya yalandı hepsi. Şems ile Mevlana kadar yalandı, bulutla güneş kadar,  dün ve bugün kadar yalandı.

Şimdi  savruk bir özlem içimde neye dair bilinmez. Bir yağmuru ister gönül, bir güneşi, neyi neden ister bilinmez. Hadi gidelim Trabzon’a, yaylalara çıkalım, kuymak yiyelim bol tereyağlı. Evet, biliyorum onlar da artık suni yem kullanıyorlar hayvanları doyurmak için. Yağmur asit yağıyor,  güneş kanser yapıyor ve kaçacak yer yok. Şimdi savruk bir özlem içimde kime dair bilinmez.

Kimdi uyandığımda yanımda uyuyan, neden evindeymiş gibiydi yüzündeki ifade, ben miydim buralı olmayan ve ne kadardır aynı şeyi yapıyordum, aynı şeyi yapıyordu? Sıkılmıyor muydu her sabah benle uyanmaktan güne, kendisi için hiç mi bir şey istemiyordu, benim gibi çekip git diyen bir yanı yok muydu, sahi kimdi ve neden buradaydı hala.

Cuma bugün, Salı veya Pazar da olabilir. Önemini kaybettiğinden beri isimler sadece cümleyi süslemek için kullanılıyordu. Şems’i kimin öldürdüğü önemli değildi, önemli olan Şems’i Şems yapanın öldürülmesiydi, adı Ahmet ya da Mustafa’da olabilirdi ki uzak ve yakın sonralarda Ahmetler ve Mustafalar da ölmüştü kimsenin ilgisini çekmeden. Yalnız kalan Mevlana mıydı daha çok üzülen, zamansız ölümüyle ölümsüzleşen Şems miydi daha çok sevinen.  Tebriz çok mu uzaktı Konya’ya, yazları daha mı serin olurdu iki şehirden biri ya da ikisi de yangın yeri olmasıyla mı ünlüydü. Bırak hayat sana rağmen değil seninle birlikte aksın, düzenim bozulur hayatım alt üst olur diye endişe etme, nereden biliyorsun hayatın altının üstünden iyi olmayacağını derken belki de her şeyi biliyordu Tebrizi. Bir sonbahar günü Mevlana ile karşılaştıklarında artık hayatının eskisi gibi olmayacağını anlamıştı da muhtemelen. Ne önemi vardı günün adının, farz et ki en iyisinden bir Çarşambaydı sadece.

Tebrizi mi olmak isterdiniz bir katil tarafından öldürülen yoksa Mevlana gibi herkese kucak mı açmak isterdiniz kim olduklarını umursamadan.

Ben sık ağaçlıklı ormanları ve dalgalı denizleri seçiyorum, ben en uzağını seçiyorum en bilindik şeylerin. Ve en bilindik şeyleri yaşayarak ben bu değilim aslında diyorum bile bile kimsenin kanmadığını. Savruk bir özlemle yaşıyorum bu hayatı, kendimi kaybedemediğim sokaklarda başkalarını kaybedip bir başıma kalmayı seçiyorum, mevsim temmuz, üstelik kar yağıyor, lacivert bisiklet yaka tişörtümü üzerimde.

20 Kasım 2011 Pazar

nabıyon be yaaa


Uyumaktı niyetim, şöyle horul horul, tadını çıkarta çıkarta akşama dek ama çalan telefon içine etti keyfimin. Sabahın köründe hayra alamet değildir zaten zırıl zırıl öten baş belası. Bir yerden tanıyorum arayanı, ses hiç yabancı değil, nabıyon kızan diyor, iiii diorum yüzde seksen altı uykulu, bişiler daha diyor, Tamer diyorum, he be yaaa diyor, ararım diyorum telefon kapanıyor.
Kadıköy’de buluşup Cadde’ye geçtik, tavuklu bişiler yedik kazık eşliğinde NumNum’da, Tarık’a alo dedik, gel dedik, bir saat sonra dedi, biz gelelim dedik. Hiç gitmemiştim, pek bir güzel yapmışlar Pendik Yat limanını, oturup kahve içtik serseri serseri muhabbetler eşliğinde. Bakmayın ağırbaşlı durduğuna Tarık Öztürk’ün, içinde ki serseri senden benden daha serseri. Kim demiş çocuğa dayak olmaz diyor, bazen elinin tersini göstereceksin ki aklının bir köşesi alternatif eksikliği çekmesin aklından haylazlık geçirince. Hem benim ki büyüklere saygılı diyor, kendinden küçüğünü görünce patlatıyor tokadı.
Gözümün önünde ekmek Mushaf çarpsın ki yapmadım anne diye yemin ediyor velet. İnanamadım diyor Tamer, dünyam yıkıldı, çocuğum daha beş yaşında, bize yalan söylersen bir yandan ekmek bir yandan Mushaf çarpar demişler, arkadaşım yalan söylüyor ama ne ekmek de kıpırdama var ne de mushafta. Beş yaşındayken öğrenmiş bizim şopar yalan söylemeyi ama hala kızlara yalan söylemekte beceriksiz. Önce kendin inanacaksın söylediğine canım arkadaşım, öyle inanacaksın ki yalan söylerken yaşamından bir kesit gibi gelecek, değil inanmamak şüphe bile etmeyecek elin karısı. Yoksa böle terk edilir sabahın köründe beni ararsın ki hayır duası etmedim sana uykumu yedin diye.
Herkes bilir erkek erkeğe takılmanın homoluk gibi bir şey olduğunu düşündüğümü. Ama bugün farklıydı, hem Tamer ile hem de Tarık ile vakit geçirmek zevkti. Allahtan 3-4 yılda bir oluyor da aynaya bakınca ulan homomusun sen, ne işin var erkeklerle gezmekte tozmakta demiyorum.
Derin geldi geceye doğru, gittiği kadar güzel, gittiği kadar güler yüzlü, öpüp kokladım, kucağımda gezdirdim, bilgisayarda çalan müzikle delirmesini izledim, ezilmiş kestane yerken dudaklarını buruşturmasına tanık oldum. Bildiğiniz büyüyen çocuklardan Derin Sarımehmetoğlu, baya baya mimikler, tepkiler, sesler… Yumruydu oysa ilk gördüğümde, çirkin bir patates, tarla faresi, kara ve kuru…
http://www.xlargeworld.com/

16 Kasım 2011 Çarşamba

Sesim uzaklaşır her bir adımda soluklarım sıklaşır dikleşir başım, bir rüzgâr eser bir yağmur yağar deniz kokusu gelir burnuma, kasımdır ve değişmektedir bazı şeyler. Sabah öğlen birde olur, kahvaltıda sucuk vardır bardakta ıhlamur radyoda Ahmet Kaya ” yağmur yağar ıslanırsın vay anam, güneş doğar kaybolursun vay anam ay ışığı der durursun vay anam, yakamozsun sen…” Günlerden çarşambadır ve mangır elin köpeğine ekmek attığın elindedir.

13 Kasım 2011 Pazar

futbol erkek işi


Erkek olmak ne kötü şey, Pazar gecelerini koca kafalı adamların futbol muhabbetini dinleyerek geçiriyorsun. En kötüsü de zevk alıyor olmak…
Yıllardır konuşuyoruz, seyrediyor ve dinliyoruz. Ne Emre adam oldu ne de küfredenler sustu, ne şiddet durdu ne de şike son buldu. Erkek olmak kadın olmak gibi bir şey mesele futbol olunca, sorunun çözülmeyeceğini bilsek de aylarca hatta yıllarca boş boş konuşmaktan alamıyoruz kendimizi. Üstelik herkes haklı.