Bir bahar akşamı yolda rastlanılıyor ve kötüye yoruluyordu sevinçli hüzünler. Sevgili mahçupluğu değildi öne eğilen başın nedeni, kelimeler yetmiyordu cümle kurmaya, en iyi cümleler kifayetsiz kalıyordu beni anlatmaya. Yerle birdi yelkovan yerle birdi akrep, zamanın değirmeninde zaiydi hayat. Bir bahar akşamı karşılanıyordu yolda, mevsim incir mevsimi değildi, Aydın’da akrabalar yoktu daha, zeytinyağı bakkaldan temin ediliyordu.
Bakmayın yazdığıma Kalamış’ı, huzuru, ne bilirdim oraları ne de dingindi ruhum. Yıllar yıllar sonra yolum düştüğünde kalmamıştı eski şarkılardan eser, ne Behçet kemal oturuyordu sahilinde ne de Münir Nurettin’in sesi duyuluyordu. Geç kalmışlık, fırından yeni çıkmış ramazan pidesi kadar hissediliyordu midede; kavuşmanın tadı ve yetişememiş olmanın mide ağrısı.
Sanma ki çekilmez oldu şimdi sensiz buralar, bu şehir bu sokaklar yaşnmaz sanma. Bir otomobilin sesine takılır gider kulağım, kanadına takılıp martının döner evine. Zaman zaman adalara dalar gözlerim, Dikmen kokusu gelir burnuma, ben denize bakarım deniz bana. Mevsim bahardır, yazdır mevsim olanca sıcağıyla, güneşi umursamam tenimi okşayıp geçen rüzgârın varlığında. Gidenler dönmemiştir, yeri dolmamıştır yoklukların, zaman geçmiş mevsimler değişmiştir, sıcakta gidenin üstüne kar yağmış, soğukta gidenin ardından güneşler doğmuştur. Ve ben fasıldan alırım faslı, çeker giderim ümitsizce Kalamış’a, nerdedir huzur bilmem, aldanırım kanundan dökülen belli belirsiz notalara.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder